Egeid Karasının Çökmesi Hangi Jeolojik Zamanda Oluşmuştur? Ege Denizi’nin Milyonlarca Yıllık Oluşum Hikâyesi
Bir gün Ege kıyısında durup ufka baktığınızda, karşınızdaki maviliğin aslında bir zamanlar bugünkü hâlinden çok farklı olduğunu düşünmek kolay değildir. Bugün birbirinden denizlerle ayrılmış adalar, körfezler ve kıyı ovaları var. Peki ya bütün bu coğrafyanın önemli bir bölümü bir zamanlar kara olsaydı?
İşte Egeid karasının çökmesi sorusu tam olarak bu noktada ilginçleşir. Okul coğrafyasında karşımıza çıkan kısa cevap nettir: Egeid karasının çökmesi, Dördüncü Jeolojik Zaman yani Kuaterner’de gerçekleşmiştir. Ancak konuya yalnızca bu cümleyle bakıldığında Ege Denizi’nin jeolojik geçmişinin önemli bir bölümü gözden kaçırılır.
Modern jeoloji, Ege bölgesindeki kara-deniz değişiminin tek bir anda meydana gelen basit bir “çökme” olmadığını; milyonlarca yıl süren tektonik hareketler, faylanmalar, kabuksal gerilme, deniz seviyesi değişimleri ve Akdeniz’in bölgeye ilerlemesiyle şekillenen karmaşık bir süreç olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla sınav sorusunun cevabı ile bilimsel tablonun ayrıntıları arasında önemli bir fark bulunuyor.
Egeid karasının çökmesi hangi jeolojik zamanda gerçekleşmiştir?
En kısa ve sınav odaklı cevap şudur:
- Egeid karasının çökmesi: IV. Jeolojik Zaman
- Jeolojik zamanın adı: Kuaterner
- Yaklaşık başlangıcı: 2,58 milyon yıl önce
- İlişkili süreç: Tektonik hareketler, epirojenik hareketler, faylanma ve deniz seviyesindeki değişimler
- Sonuç: Ege Denizi’nin ve günümüzdeki Ege coğrafyasının şekillenmesi
Türkiye’nin jeolojik ve jeomorfolojik gelişimini ele alan akademik çalışmalarda da Kuaterner döneminde Egeid karasının çökmesi ve Ege Denizi’nin oluşumuyla ilişkilendirilen bir süreçten söz edilir. Ancak aynı akademik literatür, Ege bölgesindeki tektonik hareketlerin Kuaterner’den çok daha önce başladığını ve Ege havzalarının Neojen boyunca önemli ölçüde geliştiğini ortaya koyar. kaynak: Türkiye’nin Jeolojik ve Jeomorfolojik Özellikleri – ResearchGate
Burada küçük ama önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: “Egeid karası Kuaterner’de çöktü” demek, “Ege bölgesindeki bütün tektonik hareketler Kuaterner’de başladı” anlamına gelmez.
Peki, Ege Denizi’ni oluşturan süreç gerçekten yalnızca Kuaterner’e mi ait?
Egeid karası nedir?
Egeid veya “Aegeis” adı, geçmişte bugünkü Ege Denizi çevresinde daha geniş bir kara alanının bulunduğunu anlatmak için kullanılan paleocoğrafi bir kavramdır. Kavram özellikle geleneksel Türkiye coğrafyası anlatımında önem kazanmıştır.
Bugünkü Ege Denizi’nin altında yalnızca suyla kaplı tekdüze bir çanak bulunduğunu düşünmek yanıltıcı olur. Bölge; kıtasal kabuk, denizel havzalar, grabenler, horstlar, fay sistemleri ve volkanik alanların bir arada bulunduğu son derece hareketli bir tektonik ortamdır.
Ege bölgesinin geçmişini anlamak için haritaya bakmak yerine adeta milyonlarca yıl geriye doğru “zoom yapmak” gerekir. Bugünkü Yunanistan, Batı Anadolu ve Ege adalarının bir bölümünü birbirine bağlayan kara alanları geçmiş jeolojik dönemlerde farklı biçimlerde ortaya çıkmış, parçalanmış ve yeniden deniz tarafından işgal edilmiştir.
Örneğin Ege adalarının jeolojik gelişimi üzerine hazırlanan kaynaklarda, Ege bölgesinin yaklaşık 35 milyon yıl önceki Oligosen sırasında önemli kara alanlarının ortaya çıkışıyla şekillenmeye başladığı; daha sonra Miyosen ve Pliyosen boyunca denizin ilerlemesi ve tektonik hareketlerle kara kütlesinin parçalandığı belirtilmektedir. kaynak: Ege Adaları – Coğrafya ve Jeomorfoloji
Bu nedenle “Egeid karası” kelimesini, bugünkü Ege Denizi’nin hemen öncesinde var olmuş tek ve değişmez bir kıta parçası gibi düşünmek yerine, Ege bölgesinin geçmiş kara alanlarını açıklayan paleocoğrafi bir model olarak değerlendirmek daha sağlıklıdır.
Bir kara parçasının milyonlarca yıl boyunca defalarca yükselip alçalabildiğini düşündüğümüzde, “Egeid ne zaman çöktü?” sorusu neden tek bir tarihe indirgenemiyor?
Üçüncü ve Dördüncü Jeolojik Zaman arasındaki kritik ayrım
Burada öğrencilerin en sık karıştırdığı noktalardan biri ortaya çıkar. Geleneksel Türkiye coğrafyası kaynaklarında Egeid karasının çökmesi çoğunlukla IV. Jeolojik Zaman – Kuaterner başlığı altında verilir.
Buna karşılık Ege’nin tektonik gelişimini inceleyen bilimsel çalışmalar, havzaların oluşumunun daha eski dönemlere uzandığını gösterir. Özellikle Neojen boyunca Ege’de genişlemeli tektonik önemli bir rol oynamıştır.
Bilimsel bir derlemede Ege bölgesindeki deformasyonun Geç Eosen’den günümüze kadar devam ettiği, Ege gerilmesinin zaman içerisinde farklı alanlarda yoğunlaştığı ve özellikle Miyosen sonrasında Batı Anadolu ile Ege’de genişleme süreçlerinin belirginleştiği aktarılmaktadır. kaynak: Aegean tectonics: Strain localisation, slab tearing and trench retreat – ScienceDirect
Miyosen: Ege’nin tektonik altyapısı şekilleniyor
Miyosen, Ege bölgesinin bugünkü görünümünün arka planını anlamak açısından son derece önemlidir. Bu dönemde genişlemeli tektonik etkili olmuş, kabukta gerilmeler ve fay sistemleri gelişmiştir.
Batı Anadolu’da bugün gördüğümüz Büyük Menderes, Küçük Menderes, Gediz ve Bakırçay gibi graben sistemlerinin oluşumunda da genişlemeli tektonik önemli bir yere sahiptir. Bu grabenlerin çevresindeki yüksek alanlar ise horst karakteri kazanmıştır.
Dolayısıyla Ege kıyısındaki dağların ve ovaların birbirine dikey bir ritimle sıralanması tesadüf değildir. Bir tarafta yükselen bloklar, diğer tarafta çöken havzalar bulunur.
Bir bölgenin bugünkü dağlarını ve ovalarını anlamak için neden yalnızca yüzey şekillerine değil, onları oluşturan fay sistemlerine de bakmak gerekir?
Pliyosen ve Kuaterner: süreç hızlanıyor ve coğrafya değişiyor
Pliyosen’den Kuaterner’e geçişle birlikte Ege’deki tektonik hareketler devam etti. Bilimsel araştırmalar, Pliyosen-Kuaterner döneminde Ege’nin deformasyon tarzının karmaşıklaştığını ortaya koyuyor.
Bir araştırmaya göre Ege’de Miyosen boyunca etkili olan yay gerisine bağlı genişleme, Erken Pliyosen’den itibaren farklı bir deformasyon karakterine dönüşmüş; Pliyosen-Kuaterner boyunca doğrultu atımlı faylanmalar, normal faylar ve transtansiyonel alanlar birlikte etkili olmuştur. Bu süreç yeni havzaların oluşmasına ve bazı alanlarda yükselmeye de yol açmıştır. kaynak: Plio-Quaternary Extension and Strike-Slip Tectonics in the Aegean – ScienceDirect
İşte burada klasik ders kitabındaki “Egeid karası çöktü” ifadesinin arkasındaki gerçek jeolojik mekanizma daha görünür hâle gelir. Milyonlarca yıl süren tektonik hareketler bölgeyi parçalamış, bazı alanları alçaltmış, bazılarını yükseltmiş ve deniz sularının ilerleyebileceği havzaların gelişmesini sağlamıştır.
Egeid karasının çökmesinde epirojenez nasıl rol oynadı?
Okul coğrafyasında bu soruyla birlikte genellikle epirojenez kavramı karşımıza çıkar.
Epirojenez, geniş kara parçalarının uzun zaman aralıklarında dikey yönde yükselmesi veya alçalmasıyla ilişkilendirilen kabuksal hareketleri ifade eder. Bu hareketler orojenezden farklı olarak esas olarak geniş alanların düşey hareketleri şeklinde değerlendirilir.
Egeid karasının çökmesi de geleneksel coğrafya anlatımında epirojenik hareketlerle açıklanır. Kara alanlarının alçalmasıyla deniz sularının bölgeye ilerlediği ve Ege Denizi’nin şekillenmesinin hızlandığı kabul edilir.
Ancak modern tektonik araştırmalar meseleyi yalnızca epirojenez kavramıyla sınırlamaz. Ege’de normal faylanma, genişlemeli tektonik, doğrultu atımlı hareketler, dalma-batma zonunun gerilemesi ve Anadolu’nun batıya doğru hareketi gibi birçok mekanizma aynı bölgesel sistemin parçalarıdır.
Batı Anadolu ve Ege’nin tektonik gelişimini inceleyen araştırmalar, günümüzde de bölgede hem genişlemeli hem doğrultu atımlı deformasyonun devam ettiğini göstermektedir. kaynak: Active tectonics of the Aegean region – Annual Review of Earth and Planetary Sciences
Yani Egeid’in çöküşünü tek bir “aşağı doğru hareket” olarak görmek, hareketli bir tektonik sistemi fazla basitleştirmek olur mu?
Ege Denizi gerçekten Kuaterner’de mi oluştu?
Bu soru, konunun en ilginç kısmıdır.
Sınav mantığıyla: Evet. Egeid karasının çökmesi ve Ege Denizi’nin oluşması IV. Jeolojik Zaman, yani Kuaterner ile ilişkilendirilir.
Modern jeoloji açısından: Ege Denizi’nin bugünkü görünümünün oluşumu çok daha uzun ve aşamalı bir tektonik-jeomorfolojik sürecin sonucudur.
Bu iki ifade birbirine zıt değildir. Birincisi eğitim müfredatında belirli bir jeolojik olayı sınıflandırır. İkincisi ise o olayın arkasındaki uzun jeodinamik tarihi açıklar.
Örneğin Ege Denizi’nin deniz tabanındaki çökel istiflerini inceleyen çalışmalar, Kuaterner boyunca da süregelen tektonik çökmeyi ortaya koymaktadır. Son 400 bin yıllık dönem için yapılan araştırmalarda Ege kenarlarında farklı bölgelerde 0,34 ile 1,88 metre/kiloyıl arasında değişen çökme hızları hesaplanmıştır. Aktif tektonik sınırların bulunduğu Kuzey Ege, Patras ve Korint körfezi çevresinde oranların yaklaşık 0,7–1,88 m/ka seviyesine ulaşabildiği belirtilmiştir.
Bu rakamlar oldukça çarpıcıdır. Çünkü jeolojik zaman ölçeğinde “yavaş” kabul edilen bir hareket, yüz binlerce yıl boyunca biriktiğinde yüzlerce metreye ulaşabilen dikey değişimler yaratabilir.
Bir yılda fark edilmeyen birkaç santimetrelik ya da milimetrelik hareket, yüz binlerce yıl sonra bir denizin kıyılarını değiştirebilir mi?
Buzul çağları Egeid hikâyesini nasıl değiştirdi?
Ege’nin bugünkü görünümünü yalnızca tektonik hareketlerle açıklamak da eksik kalır. Kuaterner boyunca yaşanan buzul ve buzullar arası dönemler, küresel deniz seviyesini defalarca değiştirdi.
Son buzul maksimumu sırasında, yaklaşık 21.500 yıl önce, küresel deniz seviyesinin günümüzden yaklaşık 120 metre daha düşük olduğu hesaplanıyor. Bu nedenle bugün denizin altında kalan geniş sahanlıkların bir bölümü o dönemde kara hâlindeydi.
Daha da ilginci, Ege Denizi’nin bazı bölümlerinde günümüzden çok daha geniş kara alanları bulunuyordu. Son 400 bin yılı inceleyen bir araştırma, belirli buzul dönemlerinde bugünkü Ege Denizi alanının yaklaşık %50–60’ının kara olduğunu ve bölgede geniş akarsu sistemleri, delta düzlükleri ve göller bulunduğunu ortaya koyuyor.
Bu bulgu, “Ege Denizi vardı veya yoktu” şeklindeki keskin bir ayrımın aslında gerçeği tam olarak yansıtmadığını gösteriyor. Deniz seviyesi düştüğünde kara genişliyor, yükseldiğinde deniz yeniden ilerliyordu.
Bir haritanın yalnızca bugünkü dünyayı göstermesi, geçmişte aynı yerin nasıl göründüğünü ne kadar gizleyebilir?
Ege adaları nasıl ortaya çıktı?
Egeid karasının çökmesi denildiğinde akla hemen Ege adaları gelir. Ancak adaların tamamının aynı mekanizma ve aynı tarihte oluştuğunu düşünmek doğru değildir.
Ege adalarının bir bölümü, eski kara kütlelerinin yüksek kesimlerinin deniz altında kalmasıyla bağlantılıdır. Başka adalarda ise volkanizma çok daha belirleyici olmuştur.
Horst ve graben sistemi
Batı Anadolu’nun jeomorfolojisinde horst-graben sistemi temel kavramlardan biridir.
- Horst: Faylar arasında yükselmiş blok.
- Graben: Faylar arasında çökmüş blok veya havza.
- Normal fay: Gerilmeli tektonik koşullarda gelişebilen ve blokların düşey yönde yer değiştirmesine neden olan fay türü.
- Genişlemeli tektonik: Yer kabuğunun gerilerek açıldığı ve yeni havzaların gelişebildiği tektonik ortam.
Batı Anadolu’daki Gediz, Büyük Menderes ve Küçük Menderes grabenleri bu tektonik ortamın karadaki en belirgin örnekleri arasındadır. Ege Denizi’nin tabanında ve çevresinde de benzer şekilde karmaşık fay sistemleri bulunur.
Gökova Körfezi üzerine yapılan Tectonophysics araştırması, körfezin Pliyosen-Kuaterner gelişimini Ege-Anadolu mikroplakasındaki kuzey-güney yönlü genişleme ile ilişkilendirmektedir. kaynak: Pliocene–Quaternary tectonic evolution of the Gulf of Gökova – ScienceDirect
Bugün sakin görünen bir körfezin aslında milyonlarca yıllık fay hareketlerinin ürünü olması, çevremizdeki manzaraya bakışımızı değiştirir mi?
İstanbul ve Çanakkale Boğazları da aynı hikâyenin parçası mı?
Türkiye’nin jeolojik geçmişi anlatılırken Egeid karasının çökmesiyle birlikte sıkça İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi de anılır.
Fakat burada da dikkatli olmak gerekir. Bu oluşumları tek bir anda gerçekleşmiş, birbirini otomatik olarak takip eden olaylar gibi anlatmak günümüz bilimsel bilgilerinin karmaşıklığını yeterince yansıtmaz.
Özellikle Karadeniz, Marmara ve Ege arasındaki su bağlantılarının tarihini anlamak için deniz seviyesi değişimleri, tektonik hareketler, akarsu vadileri, boğazların evrimi ve havzaların hidrolojik koşulları birlikte incelenir.
Bu nedenle “Egeid çöktü, hemen ardından İstanbul Boğazı oluştu” şeklindeki aşırı basitleştirilmiş bir zincir yerine, farklı havzaların farklı zamanlarda değişen tektonik ve deniz seviyesi koşulları altında birbirleriyle bağlantı kurduğunu düşünmek daha doğrudur.
Bugünkü deniz bağlantılarını geçmişteki tek bir olayın sonucu olarak görmek yerine, birbirini etkileyen çok sayıda jeolojik sürecin sonucu olarak düşünmek daha açıklayıcı değil mi?
Günümüzde Ege bölgesi hâlâ çöküyor mu?
Belki de konunun en şaşırtıcı tarafı burada başlıyor: Ege’nin jeolojik hikâyesi bitmiş değil.
Ege Denizi ve Batı Anadolu, günümüzde de dünyanın en aktif tektonik bölgelerinden biridir. Depremler, GPS ölçümleri, deniz tabanı araştırmaları ve fay analizleri bölgedeki kabuk hareketlerinin hâlen devam ettiğini gösteriyor.
Modern çalışmalar Ege’deki hareketin yalnızca tek bir yönde gerçekleşmediğini ortaya koyuyor. Bazı bölgelerde gerilme ve normal faylanma görülürken, bazı alanlarda doğrultu atımlı hareketler ve yerel yükselmeler meydana geliyor.
Örneğin kuzey ve merkezi Ege üzerine yapılan sismolojik araştırmalar, Batı Ege’de normal faylanmanın baskın olduğunu; merkezi ve doğu Ege ile kuzeybatı Türkiye’de ise doğrultu atımlı hareketlerin daha belirgin olduğunu ortaya koymuştur. kaynak: Active tectonics of the north and central Aegean Sea – Oxford Academic
Dolayısıyla Ege kıyısında yaşanan bir deprem, yalnızca “yer sallandı” şeklinde değerlendirilmemeli; yer kabuğunun hâlâ hareket ettiğinin bir göstergesi olarak da okunmalıdır.
Milyonlarca yıl önce denizleri ve karaları değiştiren aynı büyük jeolojik sistem bugün de hareket ediyorsa, yaşadığımız coğrafyayı gerçekten “tamamlanmış” bir yapı olarak görebilir miyiz?
Yeni araştırmalar Egeid kavramını neden daha karmaşık hâle getiriyor?
Günümüzde deniz tabanından alınan sismik profiller, sondaj verileri, jeokronoloji, paleomanyetizma, GPS ölçümleri ve fay kinematiği gibi yöntemler sayesinde Ege’nin geçmişi çok daha ayrıntılı incelenebiliyor.
Özellikle deniz tabanı araştırmaları, geçmiş kıyı çizgilerinin nerelerde bulunduğunu anlamamızı sağlıyor. Örneğin son 400 bin yıllık çökel istiflerini inceleyen çalışmalar, eski deniz seviyelerinin izlerini deniz tabanındaki delta ve kıyı yapılarında tespit edebiliyor.
2025 yılında Scientific Reports’ta yayımlanan bir çalışma da Güneydoğu Ege’deki Datça Grabeninin Orta Pleistosen tektonik gelişimini yeniden değerlendirdi. Araştırmacılar bölgedeki karasal ve denizel tortulların yaşlarını belirlemek için manyetostratigrafi, termokronoloji, fasiyes analizi ve fay kinematiği gibi yöntemleri birlikte kullandı. Çalışma, Ege’nin bazı kesimlerinde deniz ilerlemesinin zaman zaman gerçekleştiğini ve tektonik çökmenin bölgenin paleocoğrafyasını şekillendirmeye devam ettiğini gösteriyor.
Bu noktada “Egeid karası ne zaman çöktü?” sorusu, aslında çok daha büyük bir soruya dönüşüyor: Bir coğrafyanın oluşumunu tek bir jeolojik zamana sığdırmak mümkün mü?
Sınav için bilinmesi gereken kritik kavramlar
Egeid karasının çökmesi hangi jeolojik zamanda oluşmuştur? sorusuyla karşılaşıldığında temel cevap değişmez: IV. Jeolojik Zaman, yani Kuaterner.
Ancak konuyu kalıcı biçimde öğrenmek için aşağıdaki kavramları birlikte düşünmek gerekir:
- Kuaterner: Günümüzü de kapsayan en genç jeolojik dönem.
- Egeid karası: Ege bölgesinin geçmişteki geniş kara alanlarını ifade eden paleocoğrafi kavram.
- Epirojenez: Geniş kara kütlelerinin uzun zamanlarda düşey yönde yükselmesi veya alçalması.
- Çökme: Bir kara veya kabuk bölümünün göreli olarak alçalması.
- Horst: Faylar arasında yükselmiş blok.
- Graben: Faylarla sınırlı çökmüş alan.
- Genişlemeli tektonik: Batı Anadolu ve Ege’nin şekillenmesinde önemli rol oynayan kabuksal gerilme rejimi.
- Pleistosen: Kuaterner’in büyük bölümünü oluşturan ve önemli buzul çağlarının yaşandığı dönem.
- Holosen: Günümüzü de içine alan, yaklaşık son 11.700 yıllık dönem.
- Deniz seviyesi değişimi: Özellikle buzul ve buzullar arası dönemlerde Ege’nin kara-deniz dağılışını değiştiren önemli etken.
Bu kavramları yalnızca ezberlemek yerine aralarındaki neden-sonuç ilişkisini kurduğunuzda Egeid sorusunun cevabı neden Kuaterner olarak veriliyor, ama Ege’nin tektonik geçmişi neden çok daha eskiye gidiyor?
Egeid karası konusunda doğru cevap nasıl kurulmalı?
Bu konunun ideal cevabı iki katmanlıdır.
İlk katman, eğitim ve sınav bilgisidir:
Egeid karasının çökmesi, Dördüncü Jeolojik Zaman olan Kuaterner’de gerçekleşmiştir. Bu süreçle Ege Denizi’nin oluşumu ve Türkiye’nin bugünkü coğrafi görünümünün şekillenmesi ilişkilendirilir.
İkinci katman ise bilimsel ayrıntıdır:
Ege Denizi’nin bugünkü görünümü, yalnızca Kuaterner’de gerçekleşmiş tek bir çökme olayının ürünü değildir. Ege bölgesindeki tektonik genişleme ve havza oluşumu daha eski jeolojik dönemlere uzanır. Miyosen, Pliyosen ve Kuaterner boyunca devam eden tektonik hareketlere, deniz seviyesi dalgalanmaları ve sedimanter süreçler eşlik etmiş; böylece bugünkü Ege Denizi, adalar, körfezler ve Batı Anadolu’nun horst-graben sistemleri ortaya çıkmıştır.
Hatta günümüzde bile Ege kıyılarında ve deniz tabanında tektonik çökmeler ve yükselmeler devam etmektedir. Kuaterner boyunca Ege kenarlarında ölçülen yaklaşık 0,34–1,88 m/ka arasındaki çökme hızları, bu coğrafyanın ne kadar dinamik olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Belki de Ege kıyısında yürürken insanın aklına gelmesi gereken en güzel düşünce budur: Üzerinde durduğumuz kara sabit değildir. Denizin sınırı sabit değildir. Adalar, körfezler ve vadiler de sonsuza kadar aynı kalmayacaktır.
Bugün “Ege Denizi” dediğimiz manzara, aslında çok uzun bir jeolojik hikâyenin yalnızca şimdilik görünen son sayfasıdır.
Sonuç: Egeid karasının çökmesi neden Kuaterner olarak kabul edilir?
“Egeid karasının çökmesi hangi jeolojik zamanda oluşmuştur?” sorusunun klasik ve sınavlarda beklenen yanıtı IV. Jeolojik Zaman, yani Kuaterner dönemidir.
Fakat bilimsel açıdan daha kapsamlı cevap vermek gerekirse, Ege Denizi’nin oluşumu tek bir anda meydana gelen bir olay değildir. Ege bölgesinin jeolojik altyapısı çok daha eski dönemlerde gelişmiş; Miyosen ve Pliyosen boyunca genişlemeli tektonik, faylanma ve havza oluşumu devam etmiş; Kuaterner boyunca ise tektonik hareketler ile buzul çağlarının neden olduğu deniz seviyesi değişimleri bölgenin bugünkü görünümünün oluşmasında önemli rol oynamıştır.
Bu nedenle konuya hâkim olmak isteyen biri için en güçlü formül şudur:
Egeid karasının çökmesi → IV. Jeolojik Zaman → Kuaterner → tektonik hareketler ve epirojenik süreçler → Ege Denizi’nin şekillenmesi
Fakat bu formülün arkasında milyonlarca yıllık daha büyük bir hikâye vardır. Ege’nin bugünkü hâli; tektonik gerilmenin, fayların, kabuksal hareketlerin, deniz seviyesinin, iklim değişimlerinin ve uzun jeolojik zamanın birlikte yazdığı bir sonuçtur.
Belki de bu yüzden Ege’ye bakarken yalnızca bir deniz görmek yerine, sürekli değişen bir jeolojik laboratuvara bakmak gerekir. Çünkü birkaç on yıllık insan ömründe değişmez görünen bir kıyı, jeolojik ölçekte yalnızca kısa bir anı temsil eder.
Serentekstil sayfasındaki bu çalışma, Egeid karasının çökmesi hangi jeolojik zamanda oluşmuştur konusunu anlaşılır bir zemine taşıyor.
Akademik kaynaklar ve ileri okuma
- kaynak: Aegean tectonics: Strain localisation, slab tearing and trench retreat – ScienceDirect
- kaynak: Plio-Quaternary Extension and Strike-Slip Tectonics in the Aegean – ScienceDirect
- kaynak: Pliocene–Quaternary tectonic evolution of the Gulf of Gökova – ScienceDirect
- kaynak: Sea-level changes and shelf break prograding sequences during the last 400 ka in the Aegean margins – ScienceDirect
- kaynak: Sea-Level Changes and Sedimentary Evolution during the Quaternary in the Northwest Aegean – Wiley Online Library
- kaynak: Active tectonics of the north and central Aegean Sea – Oxford Academic
- kaynak: Late Pleistocene and Holocene Sea Level Changes in the Hisarönü Gulf – Dokuz Eylül Üniversitesi AVESIS
- kaynak: Middle Pleistocene tectonic events around the SE Aegean Sea – Scientific Reports
- kaynak: Türkiye’nin Jeolojik ve Jeomorfolojik Özellikleri – ResearchGate
Kaynakları metin içi bağlantılara dönüştür