Aruz Ölçüsünü Kim Buldu?
Kayseri’nin o sakin akşamlarından biriydi. Dışarıda kar taneleri yavaşça düşerken, ben odamda yazı yazıyordum. Hava biraz soğuktu ama odama giren ışık, içimi ısıtıyordu. Birden eski bir kitap gözümün önüne geldi. Şiirler, aruz ölçüsü, edebiyat, derken bir anda kafamda bir soru belirdi: “Aruz ölçüsünü kim buldu?” Her zaman aklımda kalan, ama tam olarak yanıtını bilemediğim bir soru. Gerçekten merak ettim. Bu yazıyı yazarken, belki de bir şeylerin yerine oturacağına inandım.
O Soru Gözlerimde Belirdi
Yazının başında bahsettiğim gibi, bir akşam kafamda bir soru belirdi. Aruz ölçüsünü kim buldu? Şiirle uğraşan, kelimeleri seven biri olarak, aruz ölçüsünü hep bir gizem gibi hissettim. O kadar karmaşık ve düzenli bir yapıya sahipti ki, bazen ona bakarken şairlerin dünyasına dalmış gibi hissediyordum. Ama bir yandan da o kadar derin bir düzen vardı ki, bu düzeni yaratacak bir kişinin olmalıydı. Aruz ölçüsü deyince, hemen zihinimde birkaç isim belirdi: Fuzuli, Baki, hatta büyük şairlerin hepsi… Ama aruz ölçüsünü kim buldu? Şiirlerdeki bu sihirli ölçüyü kim ilk kez yazdı?
Bir Kitapta Tesadüf
O akşam kafamı meşgul eden bu soru, beni eski bir kitapçının önüne getirdi. Biraz da tesadüf, belki de kader diyebiliriz. O kitaba göz attığımda, eski Türk edebiyatına dair birkaç ilginç şey buldum. İçimde bir heyecan vardı, çünkü beklediğim cevapla karşılaşıyordum. Aruz ölçüsünün ilk kez, Araplardan alınan bir ölçü olduğunu öğrendim. Ama en ilginç yanı, bu ölçünün edebiyat dünyasında bir yenilik yaratmasından ziyade, aslında geleneksel bir yapı oluşturduğuydu. Araplardan alınıp, Türk edebiyatına adapte edilen aruz ölçüsünü, “Türk şairlerinin ilk kez kullanmaya başladığını” okuyordum. Ve sonra, bu ölçüyü bu kadar derin bir şekilde kimseye benzemeden kullanan bir şair geldi aklıma: Fuzuli.
Fuzuli ve Aruz: Bir Uyumu Bulmak
Fuzuli’yi her zaman sevmişimdir. Onun şiirlerinde bir farklılık vardı; içsel bir derinlik, bir melodik uyum vardı. Aruz ölçüsü, onun şiirlerinde o kadar doğal bir biçimde vardı ki, sanki doğuştan sahip olduğu bir yetenek gibiydi. Fuzuli, aruz ölçüsünü kullanarak, aşkı, insanın iç dünyasını o kadar güzel bir şekilde yansıtmıştı ki, bu ölçüye olan hayranlığım daha da arttı. Şiirlerine bakarken, bu ölçüye nasıl hakim olduğunu görmek beni bir kez daha etkiledi. Aruz ölçüsünü keşfetmek bir tür büyü gibiydi. Birinin bu kadar derin bir düzene sahip olması, insanın hayal dünyasında kaybolmasına neden oluyordu.
Hayal Kırıklığı ve Umut
Bir yandan bu keşfi yaparken, içinde bir hayal kırıklığı da vardı. Kendimi, yıllarca aruz ölçüsünün kaynağını merak ederek, zaman kaybetmiş gibi hissettim. Neden bu kadar basit bir soruya doğru bir cevabım yoktu? Ancak bir yandan da çok heyecanlıydım. Çünkü sonuçta her şeyin bir kaynağı vardı ve bu kaynağa dair bir şeyler öğrenmek, insanı heyecanlandırıyordu. Bazen sadece bir soruya yanıt bulmak bile, büyük bir adım olurdu. Aruz ölçüsünü kim buldu sorusunun cevabı, aslında sadece bir ölçüyü değil, aynı zamanda kültürün nasıl evrildiğini ve nasıl birleştiğini anlamamı sağladı.
Sonuçta Ne Öğrendim?
O akşam, Kayseri’nin karla kaplı sokaklarında yürürken, içimdeki soru nihayet yerine oturdu. Aruz ölçüsünü kim buldu? Bu sorunun cevabı, basit bir kuramdan çok daha fazlasıydı. Aruz, bir kültürün, bir edebiyat anlayışının, bir toplumun derinliklerinden gelen bir ölçüydü. Kim buldu? Bunu bulmak önemli değil aslında. Aruz ölçüsü, zamanla şekillendi, gelişti ve ona hayat veren her şair, her yazar bir şekilde bu ölçüyü kendi içsel dünyasına entegre etti. Belki de asıl önemli olan, bu ölçünün bizlere ne kattığıydı. Her bir dizenin arkasında, bir öykü, bir aşk, bir umut vardı.
Ve son olarak, bir kez daha düşündüm: Aruz ölçüsünü kim buldu? Belki de bu sorunun yanıtı, sadece bir tarihsel olgudan ibaret değil, aynı zamanda bir yolculuktu. Her bir soru, yeni bir keşfi doğurur. Kim bilir, belki de bir gün başka bir soru, daha derin bir anlam katacak hayatıma.